24/11/2005 - KARADELİK
KARADELİK
Sahnedeki sihirbaz : "Bayanlar, baylar! dedi. Şimdi son gösterime geçiyorum. Bu gösteri için sizin yardımınızı rica ediyorum. Lütfen bana bir kaç tane değersiz küçük şeyler verin. Örneğin; bir 5 kuruş, eski ve değersiz bir yüzük, bir taş parçası gibi. Ardından ağlamayacağınız, keşke vermeseydim demeyeceğiniz eşyalarınızı bekliyorum. Çünkü bir daha onları asla göremeyeceksiniz!"
Kalabalık seyirci topluluğunda mırıltı ile karışık bir kıpırdanma oldu. Arka sıralardan bir kaç kişi ceplerindeki bozuk paraları, bir bayan saçındaki tokayı, bir başkası çantasındaki çiğnenmiş ve tekrar paketine satılmış çikletini yolladı sahnedeki sihirbaza.. Sihirbaz : "Saygıdeğer beyefendiler, hanımefendiler! dedi. Şimdi görecekleriniz kesinlikle bir sihirbaz numarası değil, bir göz yanılması ya da el çabukluğuna maharet de değil. Şimdi göreceğiniz şey tamamı ile gerçek, saf gerçek. Bu nasıl oluyor derseniz, inanın ben de bilmiyorum."
Sonra sihirbaz seyircilerden toplanıp, yanındaki masanın üzerine konulmuş bulunan ıvır zıvır eşya yığınından bir parçayı aldı. Havaya kaldırıp gösterdi.Bu bir bayanın saçından çıkarıp verdiği toka idi. Sihirbaz sahne kenarına biraz daha yanaştı. Ön sıralardakilerin rahatça görmesi için çömeldi ve ellerini ileriye uzattı. Bu davranış aslında bir sihirbaza uymayan bir durumdu. Sihirbazlar el çabukluğu hünerleri ile yaptıkları numaraları seyirciler görüp de anlamasın diye aslında pek yanaşmazlar sahne kenarına. Ama bu sihirbazın durumu tamamen farklı idi. Adeta, numarasında hiç hile olmadığını kanıtlamak istermiş gibi halka yanaşmış ve onların gözü önünde, saklamadan gizlemeden numarasını yapmaya kararlı idi. Anlaşılan kendinden o kadar emindi ki, insanların gözleri önünde yapıp da sırrının açığa çıkmasından korkmuyordu.
"Dikkatle bakın sayım misafirler! dedi. Elimde görmüş olduğunuz bu toka az sonra avucumda parmaklarımın arasında kaybolup, yitiklere karışacak ve bir daha asla geri gelmeyecek." Kalabalık da şaşkınlıkla karışık mırıltılar yükseldi. Sihirbaz: "Lütfen sessiz olalım, konsantrasyonum için sessizlik gerekiyor." dedi. Sesler kesildi. Sihirbaz tokayı sol avucuna aldı, sonra sağ avucu ile üzerini örttü, gözlerini kapattı, sihirli kelimeler mırıldandı. Sonra gözlerini açtı. Elini ön sıradakilerin rahatça görebilmesi için ileriye doğru uzattı. Yavaşça avcunu açtı, sonra iki elini de içlerinin boş olduğunu göstermek istermiş gibi ileriye doğru uzattı. Avcu boştu, toka kaybolmuştu. Elinden yere düşen bir şey de yoktu. Seyircilerden hayret nidaları yükseldi. Arka sıralardan bir adam: "Ne malum o tokayı kaşla göz arasında cebinize atmadığınız?" diye bağırdı. Sihirbaz sakin bi sesle : " Dostum dedi, inan ki o tokanın nereye gittiğini senin kadar ben de bilmiyorum. İkna olmak isterseniz gelip üstümü didik didik arayabilirsiniz. Ama durun en iyisi şurada duran diğer eşyaları da yok edeyim, ondan sonra gelin arayın üstümü; ne de olsa birden çok eşya olduğu için onları bulma şansınız daha yüksek olur.
Daha sonra masaya yönelen sihirbaz, seyirciler tarafından bağışlanan bir kaç bozuk para ile çiğnenmiş çiklet paketini, tokada olduğu gibi avuçlarının içinde yok etmeyi başardı. "Şimdi dostum! diye seslendi. Gel üzerimi ara, eğer bulursan o eşyalardan bir tekini sahibine veririz geriye ya da sahibinin izni ile senin olur ganimetlerin."
İtirazcı seyirci, arka sıralardan kalkıp sahneye geldi, ön sıradan iki kişi de onun yardımına geldiler. Sihirbazın üzerini tepeden tırnağa aradılar.Ama sihirbazın ceplerinde şahsi eşyalarından-bir mendil,bir tarak, bir kaç anahtar ve bir cüzdan- başka bir şey çıkmadı. Cüzdanı da açıp baktılar, ne tokadan, ne bozuk paralardan, ne de çikletten iz vardı. Bu arada meraklı seyirciler de sahne kenarına yığılmış, heyecanla aramanın sonucunu bekliyorlardı. Arayıcılar yılmadılar, bir de sihirbazın diğer malzemelerini aradılar, ama kayıplardan hiç bir iz bulamadılar. Sonunda yenilgiyi kabullenip sahneden indiler. Diğer seyirciler de yerlerine oturdular.
Gösteri bittiği ve seyircilerin yavaş yavaş salonu terk etmesi gerektiği halde, hiç bir seyirci yerinden kıpırdamamıştı. Çocuklar bile seslerini kesip, nefeslerini tutmuş, sihirbazın söyleyeceği tek kelimeyi kaçırmamak için kulak kabartmış bekliyorlardı. Salonda tam bir sessizlik hakimdi. Sessizliği en ön sırada, sahnenin tam önünde oturan Belediye Başkanı ayağa kalktı. Sihirbaza kendini tanıttıktan sonra; "Dostum, dedi. Bu belde halkı meraklı insanlardan oluşan bir topluluktur. Biliyorum sihirbazlar sırlarını, numaralarını nasıl yaptıklarını açığa çıkarmazlar; ser verip sır vermezler. Ama ne olursunuz, halkım adına rica ediyorum, bize bu son numaranın sırrını söyleyin, bu numarayı nasıl yapıyorsunuz anlatın.Lütfen!"
Sihirbaz tevazu ile boynunu büktü."Sayın Belediye Başkanı, sevgili seyircilerim! dedi. İnanın ben de bu numaranın nasıl yapıldığını bilmiyorum. Bu numarayı her ne zaman ve nerede yaptı isem, kaybolan hiç bir eşya geri dönmedi, bir daha asla göremedim onları. Hatta kendi başıma yaptığım bir kaç denemede dedemden kalma köstekli saatimi, rahmetli eşimden kalma alyansımı ve bunun gibi bir kaç değerli eşyamı da maalesef kaybettim ve bir daha asla onlara kavuşamadım. Bu sorunuzun cevabını ben de bilmiyorum. Yapıyorum, oluyor.O kadar işte!"
Belediye Başkanı : "Peki dostum, dedi. Kaybolan eşyalar nereye gidiyor, biliyor musunuz?" diye yeni bir soru sordu. Sihirbaz: "Gerçekten bilmiyorum, dedi. Ama bir tezim var bu konuda, bilmem ne kadar doğru, ne kadar bilimsel? Ama sanırım benim avuçlarım bir "Karadelik" e açılıyor, avcuma giren eşyalar buradan kara deliğe kayıp gidiyor. Bilemiyorum bu sadece bir tez, benim düşüncem. Doğru ya da yanlış diyemem."
Seyircilerden hayret nidaları ve sihirbazın tezini tartışan mırıltılar yükselmeye başladı. Kimi, "Olur mu öyle şey canım, saçmalık bu, kesin bir yerlerine saklamıştır bu adam, belki de bize çaktırmadan yutuyordur,o ıvır zıvırı." derken, kimi de,"Neden olmasın canım, Karadelikler bilimin de kabul ettiği olgular, belki avucundan kara deliğe bir bağlantı olması mümkün olabilir." diyerek düşüncelerini açıklıyorlardı.
Birden ortalardan bir genç kalktı.Yirmibeş yimialtı yaşlarındaki genç, sesini yükseltip sihirbaza seslendi."Peki sayın sihirbaz! dedi. Hep böyle küçük şeyleri mi yok ediyorsunuz? Hiç büyük bir şeyi yok etmeyi denediniz mi?" Soruyu duyan seyirciler yavaşça tartışmalarını kesip sihirbazdan gelecek cevabı beklemeye başladılar. Sihirbaz biraz durgun, biraz düşünceli :"Hayır genç dostum dedi, denemedim. Bu güne kadar hep avcuma sığan küçük değersiz şeyleri yok ettim, büyük bir şeyi yok etmeyi hiç denemedim." dedi. Genç : "Peki, şimdi deneseniz olmaz mı?" diye sordu. Bütün başlar soruyu soran gençten, tekrar sihirbaza döndü. Onlarca çift meraklı göz, çıkacak cevap kelimeleri için sihirbazın dudaklarına kilitlendi. Sihirbaz, biraz mütereddit biraz endişeli bir sesle :"Bilmem ki dedi, başarabilir miyim, olur mu bilemiyorum, ya kötü bir şey olursa?" Genç tekrar seslendi: "Denemeden belli olmaz, neden şu masanızın üzerinde duran, içinden tavşan çıkardığınız şapkanızla başlamıyorsunuz işe?" Sihirbaz, teslim olmuş bir sesle : "Peki genç dostum, bunu senin için yapacağım, dedi.Sonra şapkasını sol avuna aldı.Sağ elini şapkanın üzerine kapattı, tabii şapka bozuk para gibi küçük olmadığından avuç içleri birbirine değmedi.
Sihirbaz gözlerini kapatıp, sihirli sözlerini mırıldanmaya başladığında inanılmaz bir şey oldu. Avuçlarının arasında önce herkesin gözünü alan beyaz bir ışık parladı, ardından ışık kayboldu ve iki avuç arası yoğun bir siyah renkle kaplanırken, şapka birden göz önünden kayboldu. Sihirbazın üstte bulunan eli, aradaki şapkanın kaybolması ile desteğini kaybettiğinden, diğerinin üzerine düşüverdi. Sihirbaz adeta bir rüyadan uyanır gibi yavaşça gözlerini açtı. İlk şokun ardından seyircilerde gürültü başladı. Her kafadan bir ses çıkıyordu.Kimse diğerinin söylediğini ne duyuyor, ne de anlıyordu. Sihirbaz, sahnede gördüklerine inanamaz bir şekilde ellerine bakıyor; az önce yaptığının gerçekliğini kavramaya, kendini buna alıştırmaya çalışıyordu.
Sessizliği sağlayan yine Belediye Başkanı oldu. Ayağa kalktı, seyircilere dönerek eliyle susmalarını işaret etti. Bunun üzerine seyirciler sustu, merakla olacakları beklemeye başladılar.Belediye Başkanı : "Dorum, dedi; bu yaptığınızı da açıklayamazsınız herhalde." Sihirbaz daldığı hayalden uyanır gibi, sıçradı, silkindi, başkana dönerek, avuçlarını gökyüzüne doğru açtı. "Açıklayamam sayın başkan, açıklayamam; çünkü ben de şu an olan olağanüstü olayın etkisindeyim. Bu işi nasıl becerdim, ya da nasıl oluyor , hiç bilmiyorum doğrusu.En az sizler kadar ben de bu konuda cahilim ve şaşkınım."
Az önceki genç yine söze girdi. "Bu denemeyi sürdürmeye ne dersiniz? dedi. Örneğin şu yanınızdaki sandalyeyi yok etmeyi deneseniz." Sihirbaz :"Hala şoktayım, genç dostum, cesaretim yok, olacaklardan korkuyorum." dedi. Genç ısrar etti. "Lütfen, dedi,sn bir deneme, lütfen!" Gencin ısrarlarına seyirciler de destek verdi. Hep birden "Yok et, sandalyeyi yok et!" diye bağırmaya başladılar. Sihirbaz ısrarlara dayanamadı. Elini kaldırdı. "Tamam, tamam, siz kazandınız." dedi. Sandalyeyi yok etmeyi deneyeceğim." Sonra sandalyenin yanına gitti, iki ucundan elleri ile tuttu, gözlerini kapadı, dudakları kıpırdamaya başladı. Birden, az önceki harikulade olay gerçekleşti. Önce göz alıcı bir ışık parlaması, ardından yavaş yavaş gözden silinen bir sandalye.Ve sonra yok oluş... Ve ardından derin bir sessizlik, herkes şaşkın, herkes az önce gördüklerine inanma, olanları hazmetme çabasında. Saniyeler sonra, ilk söz alan yine o genç oldu." Ey ahali, dedi. Bu adamda müthiş bir güç saklı. İstediği her şeyi tutup yok etme gücüne sahip. Ya bizi de tutarsa?" Olayın vehametinin idrakine varan halk birden ayağa fırladı. Korku çığlıkları atarak kapıya hücum ettiler. Sihirbaz, arkalarından ne kadar bağırdı, yalvardı ise de, kimse onu dinlemedi. Birbirlerini ite kaka, dışarı fırlayıp gittiler. Sihirbaz salonda yalnız kalmıştı. Artık oturacak bir sandalyesi olmadığından sahnede yere oturdu. Ellerine bakarak düşünmeye başladı. Ne müthiş ellere sahipti o. Tuttuğunu yok eden, kudretli ellere. Bu ellerle ne yapılmazdı ki, isterse Dünyanın kralı olurdu. Ama önce gücünün sınırlarında n emin olmalı, yeni denemeler yapmalı idi. Karşısındaki seyirci koltuklarına takıldı gözü. Antremanına onlarla başlayabilirdi. Sahneden atladı, koltuklara uzandı...
24.11.2005
Zeki ÖZBAY
|