Edebiyat Evreni-Seçme Yazılar

29/4/2008 - TUZLU KAHVE

Tuzlu Kahve


Kıza bir partide rastlamıştı.. Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. Kız  parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı, ama tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı..Ben artık gideyim demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.. Bana biraz tuz getirir misiniz dedi.Kahveme koymak için.. Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı..Kahveye tuz!.. Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı.

Kız, merakla ;Garip bir ağız tadınız var dedi.. Delikanlı anlattı: Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum. . Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.. Onları ve evimi öyle özlüyorum ki. Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının.. Kız dinlediklerinden çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan biri.. Ev duyusu olan biri.. Kız da konuşmaya başladı.. Onun da evi uzaklardaydı.. Çocukluğu gibi.. O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu..


Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu,

Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü.. 40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. Ölümümden sonra aç diye bir mektup bırakmıştı sevgili karısına.. Şöyle diyordu, satırlarında.. Sevgilim, bir tanem..Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum için beni
affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede..

İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun?.Öyle heyecanlı ve gergindim ki, şeker diyecekken ;Tuz; çıktı ağzımdan.. Sen ve herkes bana bakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği
anlatmayı defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim. Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok.. İşte gerçek.. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pişmanlık duymadan.

Seninle olmak hayatımın en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum. Dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da.. Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında birgün biri, kadına ;Tuzlu kahve nasıl bir şey ; diye soracak oldu..
Gözleri nemlendi kadının.. Çok tatlı!.. dedi.. Çooooookkkkkkkkk

 

                                                                                              

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/4/2008 - DOST VE ARKADAŞ

DOST VE ARKADAŞ

Arkadaş evinize geldiğinde misafir gibi davranır

·  Dost geldiğinde buzdolabını açıp istediğini alır

 

·    Arkadaş senin ağladığını görmez

·       Dostunun omuzu ise senin göz yaşlarınla ıslanır

 

 

·    Arkadaş davetine katılınca bir paket hediye ile gelir

·       Dost sana yardım etmek için erken gelir; toparlanman için geç gider

 

 

·    Arkadaş, onu o yattıktan sonra ararsan rahatsız olur

·   Dost neden bu kadar geciktiğini sorar, derdini anlatmak için

 

 

·   Arkadaş bir kavgadan sonra her şeyin bittiğini düşünür

·   Dost ise tekrar arar

 

 

·    Arkadaş senin daima onun arkanda olmanı ister

·   Dost ise her zaman senin arkandadır

 

 

·    Arkadaş zaaflarınızı öğrenir ve onları kullanabilir

·   Dost zevklerinizi öğrenir ve onlara hitap eder

 


·    Arkadaş zayıflıklarınızı bilirse başınıza kakar

·    Dost zayıflıklarınızı bilirse örtmeye çalışır

 

 

·    Arkadaş sizi ikinci görmek ister

·   Dost ikinciniz olmaktan şeref duyar


 

·     Arkadaş sıkıntınız olmadığında yanınızdadır

·    Dost sıkıntınız olduğunda size koşar


 

·      Arkadaşlarınıza siz huzur vermeye çalışırsınız

·     Dostlarınız size huzur vermeye çalışır


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/4/2008 - Peygamberimizden (S.A.V) Örnek Olaylar

Peygamberimiz'den (sallallahu aleyhi ve sellem) ornek olaylar!..

 

1- Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) cok mutevazi idi. Misafirlerine bizzat kendisi hizmet eder, ikramda bulunurdu. Bir gun colden biri gelip, "Kim bu insanlarin buyugu?" diye sordu.                   

 

O sirada misafirlerine kâselerle sut dagitma hizmetinde bulunan Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) adama, "Bu insanlarin buyugu bunlara hizmet edendir!" buyurdu. Bu sozuyle hem buyuklerin insanlara hizmet edecegini ifade etmis, hem de aradigi kimsenin kendisi olduguna isarette bulunmustu.

 

Bir yolculuk donusunde herkes hurmalikta istirahate cekilmis dinlenirken bazilari onlara yemek hazirlamak uzere harekete gecmislerdi. Biri 'Ben yemek yapayim.', biri 'Ben su getireyim.', derken biri de 'Ben de ates yakayim.', deyince Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de, 'Oyle ise ben de odun toplayayim.' buyurdu. Biz butun isleri yapariz, siz istirahetinize bakin deyince de verdigi karsilik soyle oldu:

 

-Bilirim ki sizler bu hizmetleri yaparsiniz, ama baskalari hizmet ederken ben seyirci kalmaktan uzulurum. Sozunu soyle bagladi: "Ben hizmet edilen degil, hizmet eden olmayi severim!"  Bundan sonra kalkip odun toplayarak bizzat hizmete katildi...

 

2- Bir gun bir sepet hurma getirip:

 

-Buyur ya Rasulallah turfanda hurma, dediler. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), "Hurmalar oldu mu ki?" diye sordu. Hayir, olmadi; ama bizim bahcemiz sicak bir dere icinde bu yuzden ilk hurma bizde erisir. Kimse yemeden size getirdik ki en once siz yiyesiniz turfanda hurmayi. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) uzakta oynayan cocuklari gosterdi, "Goturun bu turfanda hurmalari su oynayan cocuklar yesinler. Ben komsularimin yemedigini yemem. Ne zaman komsularimiz da hurma yemeye baslarsa iste o zaman ben de gonul rahatligi icinde hurma yiyebilirim." buyurdu.

 

3- Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) yoksullara yardim etmeyi cok severdi. Yine bir gun davet ettigi muhtaclara onceden hazirladigi yardimi sirayla dagitmis, alanlar da dagilip gitmislerdi ki, tam o sirada bir baska yoksul uzaklardan kosarak gelip kendisine verilecek bir sey kalmadigini anlayinca uzulmustu. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) uzulen bu yoksula, "Uzulme." dedi: "Sana da bir care bulabiliriz." Buldugu careyi de soyle acikladi : "Buradan dogruca Medine carsisina git, ihtiyaclarini satan dukkanlara gir, ne lazimsa al, sonra da de ki: "Mal benim, borc Rasulullah'indir! Yeter ki cocuklarini sevindir, sen de uzulme!"

 

Adam 'Olur mu boyle bir sey?' demek isteyince, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) onu dukkanlara dogru yonlendirirken tembihini tekrarladi. "Unutma!" dedi, "Mal benim borc Rasulullah'in, diyeceksin. Mal sana, odemesi bana ait olacaktir." buyurdu.

 

4- Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) faydali icat ve teknolojik buluslar kim tarafindan bulunursa bulunsun sahip cikilip Muslumanlarin hizmetinde kullanilmasini israrla tavsiye ederdi.

 

Bir gun bir sahabesi Sam'daki Hiristiyanlardan aldigi ici zeytinyagi dolu bir kandili getirip mescide asmisti. O gunlerde Muslumanlar Medine'de boyle bir kandili henuz yakmamislardi. Gelen cemaat bunu Sam'daki Hiristiyanlardan aldigini ogrenince, 'Muslumanlarin mescidine Hiristiyan'in yaptigi kandili mi asiyorsun? Rasulullah gelince seni azarlar', demeye getirmislerdi.

 

Az sonra Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) gelip dumansiz, kulsuz yanip isik veren kandili gorunce, 'Kim getirdi bunu?' diye sordu. Oradakiler getireni gostererek "Sam'da Hiristiyanlardan alip getirmis." dediler. Bunun uzerine Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kandili getiren sahabesine tebessumle bakarak soyle dua etti: "Sen bizim mescidimizi aydinlattin, Allah da senin kabrini aydinlatsin!" Sonra da sozlerine sunu ekledi: "Insanliga faydali olan seyler muminin kaybettigi mali gibidir. Nerede ve kimde bulursa bulsun hemen sahip cikarak getirip Muslumanlarin istifadesine sunmalidir!"


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/4/2008 - Bozuk Simit Paraları İle CENNET'i Satın Almak

           Bozuk Simit Paraları İle CENNET'i Satın Almak

 

           Gunun son dersinin sonuna gelinmisti. Ogrenciler cikmak icin sabirsizlaniyordu. Defter ve kitaplarini cantalarina koydular. Zil calar calmaz, disari cikmak icin hazirdilar. Yalniz, Ali hazirlanmamisti.Gecikmek icin de elinden geleni yapiyordu.Nihayet zil caldi. Ogrenciler bir anda kapiya yoneldi. Ali, yerinden kalkmadi. Agir agir esyasini topladi. Bir yandan goz ucuyla ogretmenine bakiyor, bir yandan da arkadaslarinin gitmesini bekliyordu.

Ogretmeni, onun bu hâlini fark etti:
- Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin?
 
Ali, son arkadasinin da ciktigini gorunce cevap verdi:
- Sizinle konusmak istiyordum ogretmenim.
- Peki, dedi ogretmeni. Ne soyleyeceksin bakalim?
- Ahmet arkadasimiz var ya…
- Evet, ne olmus Ahmet’e?
- Durumlari pek iyi degil galiba. Annesi, beslenme cantasina pekiyi seyler koymuyor.
- Ee?
- Ona yardim etmek istiyorum. Ama benim yardim ettigimi bilirse uzulur. Gunde bir simit parasi biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz?
 
Cebinden bir avuc bozuk para cikarip ogretmenin masasinin uzerine koydu. Nurhan Ogretmen, paraya dokunmadi. Sandalyesine oturup dusundu.Ali hakkindaki bilgilerini yokladi. Bildigi kadariyla ailesinin durumu pekiyi degildi. Bu caliskan ve sevimli ogrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve dusunceliydi. Zengin bir ailenin cocugu degildi. Buna ragmen yardim etmek istiyordu. Ustelik yardim ettiginin bilinmesini istemiyordu.
 
Nurhan Ogretmen:
- Dur bakalim Ali, dedi. Bildigim kadariyla sizin de maddî durumunuz pekiyi degil. Yanlis mi biliyorum?
- Dogru biliyorsunuz ogretmenim. Babam gundelikci. Cogu zaman is bulamiyor. Ama ben de calisiyor, para kazaniyorum.
- Nerede calisiyorsun?
- Simit satiyorum.
 
Nurhan Ogretmen yine durup dusundu. Iyiligin bu kadarina ne demeliydi simdi. Bunun gerceklesmesi zordu. Onu, bundan vazgecirmek icin bir care bulmaliydi. Bunu yaparken, sevimli ogrencisini de kirmamaliydi. Onunla biraz daha konusursa, belki bir yolunu bulurdu.
 
Nurhan Ogretmen, Ali’ye dondu:
- Buyuyunce ne olmak istiyorsun, diye sordu.
- Cok zengin bir isadami…
- Nicin?
- Insanlara daha cok yardim etmek icin…
- Guzel, dedi Nurhan Ogretmen. Bak simdi Ali, Ahmet’in ailesinin durumu pekiyi degil; bu dogru. Ama sizinki de bundan pek farkli degil. Istersen acele etme; cok zengin oldugun zaman insanlara yardim edersin.Olmaz mi?
- Olmaz, dedi Ali. Simdi yapmaliyim.
- Neden olmaz?
- Uc sebepten dolayi olmaz.
 
Birincisi: Bu para zaten benim degil. Iyilik ettigim icin Allah, beni insanlara sevimli gosteriyor. Insanlar da bundan etkileniyor, daha cok simit aliyorlar. Bu sayede gun boyu calisanlardan bile fazla simit satiyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gun iki simit alip guvercinlere veriyor.
 
Ikincisi: “Agac yas iken egilir.” deniliyor. Simdiden iyilik yapmayi ogrenmezsem buyudugumde hic yapamam.
 
Ucuncusu ise daha onemli: Buyudugum zaman cok zengin bir isadami olmak istiyorum. Zamaninda yatirim yapmayanlar buyuk isadami olamazlar.
 
Nurhan Ogretmen, karsisinda buyuk biri varmis gibi dinliyordu:
- Bu sonuncusunu pek iyi anlayamadim, dedi.?
 
- Aciklayayim ogretmenim, dedi Ali. Simdi, cok zengin olmadigim icin, ancak gunde bir simit parasi kadar yardim edebiliyorum. Bundan fazlasini veremem. Allah, Cennet’i gucu kadar iyilik edene veriyor. Simdi gucum bu olduguna gore Cennet’in fiyati birkac simit parasi kadardir. Eger zengin olmadan olursem birkac simit parasiyla Cennet’e girebilirim. Bundan daha kârli bir yatirim olur mu?
 
Nurhan Ogretmen’in gozleri dolmustu. Basini “Evet” anlaminda sallarken Aliyi evine yolladi.
 
Sinifa geri donerken okulun bosaldigini fark etti. Esyalarini toplamak icin masasina dondugunde Ali’nin biraktigi parlarin masaustunde kaldigini fark etti. Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paralari eline aldi. Hicbir para ona bu kadar kiymetli gelmemisti. Sanki elinde dunyanin en kiymetli incilerini, yakutlarini, elmaslarini tutuyordu. Hatta bu paralar onlardan bile kiymetliydi. Oyle bu paralar, Bu bozuk SIMIT paralari, Cenneti satin alabilecek paralardi. Sanki hic birakmak istemeyen bir duygu ile simsIki kavradi bu bozuk simit paralarini.
 
Oturdugu yerden kalkamadi Nurhan Ogretmen. Icinin doldugunu, Tarif edilemeyen duygulara boguldugunu hissetti. Birden bosalan saganak yagmurlar gibi aglamaya basladi. Agladi … Agladi.
 
Kendine geldiginde aksam olmustu. Yavas yavas siniftan cikip okuldan ayrilirken bekci Sadik  “ Bozuk Simit paralari ile  cenneti satin almak, Bozuk Simit paralari ile  cenneti satin almak”  diye  Nurhan ogretmenin sayikladigini duydu. Bekcinin hayretler icinde “ Ne dediniz hocam “ demesini bile duymayan Nurhan ogretmen bekcinin saskin bakislari altinda aksamin alaca karanligina karisivermisti
 
Yazari bilinmiyor ....
 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/1/2008 - NAMAZLARINIZI İHTİYARLATMAYIN

NAMAZLARINIZI İHTİYARLATMAYIN

       Anneannesinin sözleri yankılandı kulaklarında: Oğlum namaz hiç bu vakte bırakılır mı? Anneannesinin yaşı yetmişe dayanmış, ama ezan okunduğu vakit yerinden sıçrar, yaşından beklenmeyecek bir hızla abdestini alır ve namazını kılardı.
Kendisi ise, nefsini bir türlü yenemiyordu. Hep ne oluyorsa, namaz son dakikalara kalıyor, bu sebeple namazını alelacele eda ediyordu. Bunu düşünerek kalktı yerinden, gözü saate kaydı. Yatsı ezanının okunmasına on beş dakika kalmıştı. Başını her iki yöne pişmanlıkla sallayarak, "Yine geçiktirdim namazı." dedi kendi kendine...

        Kıvrak hareketlerle abdestini aldı ve daha elini tam kurulamadan kendisini odasına attı. Mecburen, hızlı hareketlerle namazı eda etti. Tesbihatını yaparken anneannesini düşünmeden edemedi... "Bu halimi görse, tatlı-sert kızardı yine bana." dedi. Çok seviyordu onu... Hele öyle bir namaz kılışı vardı ki, onu hep bir gökkuşağı hayranlığıyla seyrederdi.

       Namazda öyle bir mahviyeti vardı ki, hicabından rekten renge girerdi. O gün akşama kadar derse girmişti. Müthiş bir ağırlık vardı üzerinde duasını yaparken, başını ellerinin arasına alıp secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu şekil tefekkür etmeyi severdi. Gözleri kapanır gibi oldu. " kadar da yorulmuşum. " dedi. Daldı gitti öylece....
       
        Kıyamet kopmuştu. Mahşeri bir kalabalık vardı. Her taraf insanlarla doluydu. kimi dona kalmış, hareketsiz bir şekilde etrafı izliyor; kimi sağa sola koşturuyor, kimisi de diz çökmüş, başı ellerinin arasında bekliyordu. Yüreği yerinden fırlayacak gibi atıyor, adeta kafesinden kurtulmaya çalışıyor, soğuk soğuk terler döküyordu.

        Hayattayken kıyamet, sorgu sual ve mizan hakkında çok sey duymuş ve ahiret hayatı adına bu kavramlar kendisi için köşe taşı olmuşlardı. Ama mahşer meydanında ki ürperti, korku ve bekleyişin bu denli dehşet vereceğini düşünmemişti.
Hesap ve sorgu devam ediyordu. Bu arada onun ismini de okudular. Hayretle bir sağa, bir sola baktı. "Benim ismimi mi okunuz? "dedi dudakları titreyerek.....

        Kalabalık birden yarılmış, bir yol olmuştu önünde... Iki kişi kollarına girdi. Mahşer meydanının vazifelileri oldukları belliydi. Kalabalık arasından sakin bakışlarla yürüdü. Merkezi bir yere gelmişlerdi. Melekler her iki yanından uzaklaştılar. Başı önündeydi. Bütün hayatı, bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden....
 "Şükürler olsun" dedi, kendi kendine ve devam etti; "Gözlerimi dünyaya açtım, Hep hizmet eden insanları gördüm. Babam sohbetlerden sohbetlere koşuyor, malını İslam yolunda harcıyordu. Annem eve gelen misafirleri ağırliyor, yemek sofralarının biri kalkıp, bir yenisi kuruluyordu. Ben ise, hep bu yolda oldum. İnsanlara hizmete çalıştım. Onlara Allah'i anlattım. Namazımı kıldım. Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine getirdim. Haramlardan kaçındım.." Kirpiklerinden aşağı gözyaşları dökülürken, "Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimi zannediyorum. " diyordu. Ama bir yandan da " O'nun için ne yapsam az, Cennet'i kazanmama yetmez. " diye düşünüyordu. Tek sığınağı Allah 'in rahmetiydi.
       
       Hesap sürdükçe sürdü.Boncuk boncuk terliyor; sırılsıklam olmuş, zangır zangır titriyordu. Gözleri terazinin ibresindeki neticeyi bekliyordu. Sonunda hüküm verilecekti. Vazifeli melekler ellerinde bir kagit, mahşer meydanında ki kalabalığa döndüler. Önce ismi okundu. Artık ayakları tutmaz olmuştu. Neredeyse yığılıp kalacaktı. Heyecandan gözlerini kapamış, okunacak hükme kulak kesilmişti.
      
        Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Kulaklari yanlış mı duyuyordu? İsmi cehennemlikler listesindeydi. Dizlerinin üstüne yığıldı. Hayretten dona kalmıştı. "Olamaaaazzzz" diye bağırdı. Sağa sola koşturdu. "Ben nasıl Cehennemlik olurum?Hayatım boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla beraber koşturdum. Hep Rabbimi anlattım." diyordu.

        Gözleri sağanak olmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu. Vazifeli iki melek kollarından tuttu. Ayaklarını sürüyerek ve kalabalığı yararak alevleri göklere yükselen Cehennem'e doğru yürümeye başladılar. Çırpınıyordu. Medet yok muydu?Bir yardım eden çıkmayacak miydi? Dudaklarından kelimeler kırık dökük, yalvarmayla karışık döküldü.. "
Hizmetlerim... Oruçlarım.... Okuduğum Kur'anlar...... Namazım.... Hiçbiri beni kurtarmayacak mı? " diyordu. Bağıra bağıra yalvarıyordu. Cehennem melekleri onu sürüklemeye devam ettiler. Alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriye çevirdi. Son çırpınışlarıydı.

      Resulullah, "Evinin önünde akan bir ırmak içinde günde beş defa yıkanan bir insanı o ırmak nasıl temizler, günde beş vakit namazda insani günahlardan öyle temizler." buyuruyordu. "Oysa ki benim namazlarım da mi beni kurtarmayacak?" diye düşünüyordu. "Namazlarım..... Namazlarım.... Namazlarım. " diye diye hıçkırdı.

        Vazifeli melekler hiç durmadılar. Yürümeye devam ettiler; Cehennem çukurunun başına geldiler. Alevlerin harareti yüzünü yakıyordu. Son bir defa dönüp geriye baktı. Artık gözleri de kurumuştu. Ümitleri sönmüştü. Başını öne eğdi. Iki büklüm oldu. Kollarını sıkan parmaklar çözüldü.
 Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi. Vücudunu birden bire havada buldu. Alevlere doğru düşüyordu. Tam bir iki metre düşmüştü ki, bir el kolundan tuttu. Başını kaldırdı. Yukarıya baktı. Uzun beyaz sakallı bir ihtiyar onu düşmekten kurtarmıştı, kendisini yukarıya çekti. Üstündeki başındaki tozu silkerek ihtiyarın yüzüne baktı. "Siz de kimsiniz?" dedi. İhtiyar gülümsedi: "Ben senin namazlarınım." "Neden bu kadar geç kaldınız? Son anda yetiştiniz. Neredeyse düşüyordum. " dedi...

      İhtiyar yüzünü gererek, tekrar güldü; başını salladı;
“Sen beni hep son anda yetiştirirdin, hatırladın mı?.."
Secdeye kapandığı yerden başını kaldırdı. Kan-ter içinde kalmıştı. Dışarıdan gelen sese kulak kabarttı. Yatsı ezanı okunuyordu. Bir ok gibi yerinden fırladı. Abdest almaya gidiyordu.


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Kategoriler

Arkadaşlarım